2 Aralık 2016 Cuma

DENEME

Uzun uğraşlardan sonra nihayet Cihangir’de bir bodrum katı bulabilmişti. Girişteki odaya yerleşti. Ev rutubetten ve pislikten kırılsa da, ev sahibi Zeynep’in köpeği her yere işese de, yine de mutluydu. Odanın kapısı için bir anahtar yaptırdı ve derhal sevişmeye başladı. Önüne geleni eve atıyordu. Hayatının en büyük deneyinde hem kobay hem de gözetmen olmayı deniyordu. A’dan Z’ye “mükemmel” bir evi, bir kadına yakışır tabir edilen kıyafetlerini ve ayıp’larını bir bavula tıkıp, bir süreliğine kilit altına almıştı. Plansızca yaşamayı, sadece ayıp bildiklerini yapmayı kafaya koymuştu. Arayışının koşullarını değiştirerek nereye varabileceğini test ediyordu. Buraya taşındığından beri 10 farklı kişiyle yatmış, 8 uzun gece geçirmişti.
Odasının kapısı çalındı. Gelen Zeynep’ti. Zeynep’te görmüş geçirmiş; kendiyle hesaplaşmasını tamamlamış bir insanın huzuru vardı. Sıcacık bir gülümsemeyle baktı ona. “Yemek yedin mi?” diye sordu. Acıkmıştı. “Hayır” dedi. Ortasına küçücük bir vazo içinde bir dal bahar çiçeği koymuş masaya oturdular. Hayatının en uzun ve en sessiz yemeğini yedi. İlk kez içindeki arayışın sesinin kesildiğini farketti. Orada o basit anda bir kumsala umarsızca uzanmanın, bir kanat hafifliğinde uçmanın tadına vardı. Herkes kadar insan, bir erkek kadar kadın, bir bebek kadar masum olduğunu anımsadı. Hayatın sadece siyah ve beyazdan ibaret olmadığını birde..

24 Ekim 2016 Pazartesi

Tutarsız ve hesapsız tavırlardan özgürleştirmelisin kendini. Nasıl mı? Yanıtını kendinden başkası bulabilir sanıyorsan yine aynı yanılgıya düşmüş oluyorsun ;) Yanıtını ara, yeni yollar dene ve iç sesine güven!

10 Şubat 2014 Pazartesi

Neden Orada Olduğunu Bilmediğim Koca Bir Frambuaz

Belki bir bisikletteyiz, arkanda oturuyorum kocaman bir frambuaz kucağımda. Hazırlıksız bir yolculuk yine.. paçalarını sıvamışsın dişlilere takılmamak için. Önümüzde ne var göremiyorum. Bir frambuaz bir sen bir de geçtiğimiz yol görebildiğim. Şikayetçi de değilim gerçi. Aksine bu kez bilmemekten haz alıyorum. Gündemi bu kadar karmakarışık bir ülkede yaşamanın verdiği bir anlamsızlıkla mutluluğumdan utanıyorum sonra. Karşı olduğu binlerce şey var olmaya devam ederken mutlu olmamalı gibi hissediyor insan. Çoğul isyanımı bireysel bencilliğim susturuyor neyse ki.. O an yeşermek istiyorum sadece. Sen pedala bastıkça rüzgarın utangaç temasları cesaret buluyor yüzümü öpmeye. Daha hızlı, daha da hızlı gidelim.. n'olur hadi..

Nerden geldiyse aklıma.. Kulağına fısıldamıştım hatırlıyor musun? Bir filin sadece hortumunda 40,000'den fazla kas varmış diye.. Sadece bir saniyeliğine dönüp bakmıştın yüzüme..ee sonuç dercesine.. Acizliğimizden mutlu olmuştum ben sadece. Hani bir insan dünyaları kurtarıyor ya bir Antik Yunan filminde.. Ben niye yapamıyorum diye sen de hiç sordun mu kendine? Bu kadar fantastik bakmıyorsan da, babasının sırtında uyduruk bir çavulda bir bebek cesedi gördüğümde de çok kızıyorum ben herkese..Bu kümül acizlik acıtmıyor mu seni de? Bu yüzden seviniyorum işte bir filin bizden üstün oluşuna.

Bir bisiklette gitmekteyiz nereye gittiğimi göremediğim bir yolda ve hiç korkmuyorum. Sanki herşey geride kaldı..Sen, ben ve kucağımda neden orada olduğunu bilmediğin koca bir frambuaz..